Damar Hastalıkları
Damar cerrahisinin alanına kalbin kendi damarları haricindeki diğer atar ve toplar damarlara ait hastalıklar girmektedir. Damar hastalıkları artan yaş ortalaması ile birlikte giderek artmaktadır.Türkiye’de 65 yaş üzeri nüfus 1985 de %3.5 iken 2005 yılında %7 oranına ulaşmıştır. Ayrıca günümüzde insanlarda yaşam beklentisi de uzadığı için damar hastalıkları, yaşlı nüfusun yaşam süresi ve yaşam kalitesi üzerinde olumsuz etki yapmaktadır.
Ülkemizde damar cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi şeklinde birleşik olmasına rağmen AB ülkelerinin birçoğunda ve ABD de ayrı bir ihtisas dalı olarak işlev görmektedir. Bu ülkelerde kalp cerrahları ile damar cerrahları ayrıdır. Özellikle son yıllarda endovasküler cerrahinin (Balon ve stentlerle damarların açılması) yaygınlaşmasıyla, damar cerrahisinin bir bölümü bu yolla yapılır olmuştur. Bazı durumlarda ise hem açık cerrahi hem de endovasküler cerrahi kombine edildiğinde sonuçlar daha iyi olmaktadır.
Bacak Atardamar Hastalıkları
Bacak atardamarlarının daralması ve tıkanması şeklinde görülebilir ve en sık görülen sebebi aterosklerozdur (damar sertliği).
Damar Sertliğinin Nedenleri:
Damar sertliğine neden olan etkenleri arasında;
– Sigara içilmesi,
– Yüksek kan kolesterol seviyesi,
– Ailede kalp-damar hastalıkları olması,
– Obezite (şişmanlık),
– Diyabet (şeker hastalığı) , sayılabilir.
– Bacak damarlarındaki darlık ya da tıkanıklıklar erken dönemlerde belirti vermeyebilir.
Belirtileri:
En sık ; yürümek, merdiven çıkmak ve koşmakla baldır, uyluk ve kalçada kramp tarzında ağrı şeklinde ortaya çıkar. Bu ağrı bir müddet dinlenmekle geçmektedir. Zamanla yürüme mesafesi kısalmaya başlar ve bir müddet sonra istirahat halindeyken ağrı başlar. Bunun bir sonraki aşamasında ise ayak parmaklarında iyileşmeyen yaralar ve kangren ortaya çıkacaktır. Eğer bu durum tedavi edilmezse ilgili ayağın veya bacağın çeşitli seviyelerde kaybedilmesi (amputasyon) ile sonuçlanacaktır.
Teşhis ve Tedavi Yöntemi:
Böyle hastalarda öncelikle hastanın şikayetlerinin ayrıntılı olarak dinlenmesi gerekir. Sonrasında bacaktaki atardamarların nabızları muayene edilmelidir. Gereken hastalarda görüntüleme yöntemlerine başvurulur.Renkli Doppler ultrasonografi, MR ya da BT anjiografi veya klasik konvansiyonel anjiyografi kullanılan en sık görüntüleme yöntemlerindendir. Damar hastalıklarının tanısında çoğunlukla anjiografi hala ilk sırada kabul edilse de günümüz modern MR ve Tomografi cihazları ile mükemmele yakın sonuçlar alınabilmektedir. Bu yöntemlerde hastanın 15-20 dakikalık kısa bir süre için MR ya da tomografi cihazının içine girmesi yeterlidir. Klasik anjiyografideki gibi kasıktan iğne ile girilmesine gerek yoktur, görüntüleyici ilaç kol damarından verilir ve tüm vücuda yayılır. İstenilen bölgenin bilgisayar ortamında elde edilen görüntüler anjiyografi şekline çevrilmektedir. Bu görüntüleme yöntemi ile de tedavi şekline karar verilir. Hastasına göre medikal tedavi, endovasküler yöntem ya da açık cerrahi uygulanabilir.
Tedavi Yöntemleri:
1.Medikal Tedavi:
Hastaların bir bölümü medikal tedavi (ilaç tedavisi) altında belirli aralıklarla takip edilebilir. Bu hasta grubunda risk faktörleri ortadan kaldırılmalıdır.
– Sigara bırakılmalı,
– Kolesterol değerleri yüksekse diyet ve ilaçlarla (statinler) kolesterol değerleri normal seviyelere çekilmelidir,
– Kilolu hastalara kilo verdirmeli,
– Diyabetiklerde de kan şekeri düzeni ayarlanmalıdır.
– Hastalar ilaç tedavisi altında düzenli egzersize yöneltilirler.
2.Endovasküler Yöntem:
Bacak atardamarlarında darlıklar ya da kısa segment tıkanıklar endovasküler yöntemle (damarın içinden yöneltilen balon veya stentlerle) tedavi edilebilirler. Bu yöntemde kasıktan bir iğne ile atardamarın içine girilir. Genel anestezi gerekmez, sadece iğnenin girdiği bölge lokal anestezi ile uyuşturulur. Anjiyografi çekilip darlık ya da tıkanıklığın yeri ve uzunluğu belirlenir. Daha sonra uygun hastalarda darlık ya da tıkanıklık özel balon veya stentlerle (damarın içine yerleştirilen metal borucuklar) açılır. Bu yöntem bacak atardamarlarının yanı sıra kol damarları, iç organ damarları (böbrekler ve karın içi organları besleyen) ve karotis (şah damar) darlık ve tıkanıklıklarının tedavisinde de uygulanabilir.
Hastanın bir gün hastanede yatması yeterlidir. Taburcu olduktan 2-3 gün sonrasında hasta işine geri dönebilir.
3.By-Pass (Köprüleme):
Daha uzun segmenti tutmuş olan ya da endovasküler yöntemlerle açılamayan tıkanıklarda by-pass (köprüleme) ameliyatlarını yapmak gerekmektedir. Bu ameliyatlar spinal veya epidural anestezi (belden aşağısının uyuşturulması) ile yapılabilir. Dolayısı ile ciddi kalp ve akciğer rahatsızlıkları olan hastalar genel anestezi riski ile karşılaşmadan rahatlıkla ameliyat olabilirler. Bu ameliyatlarda hastaya göre suni damar ya da hastanın kendi toplardamarı by-pass için kullanılır. Amaç yeni bir kan akış yolu oluşturarak tıkanıklığın ilerisindeki dokulara yeterli kan akımını götürmektir. Bu ameliyatlardan sonra da hastanın 3-5 gün hastanede yatması gerekmektedir. Taburcu olduktan 10-15 gün sonra hasta işine dönebilir.
Tedavi Sonrası:
Gerek medikal tedavi, gerekse de endovasküler yöntem ya da açık cerrahi uygulanan hastaların hepsi belirli aralıklarla kontrol muayenesine gelmelidir.
Karın Anadamarı Balonlaşması (Aort Anevrizması )
Bir arterin (atar damar) çapının normal çapından %50 oranında artması anevrizma (balonlaşma) olarak adlandırılır. Büyük çoğunluğunda sebep damar duvarındaki esnekliği sağlayan maddelerin yaşla birlikte azalmasıdır. Çoğu kalpten çıkan, iç organları ve bacakları besleyen ana atar damar olan aorta’da görülür. Yaşla birlikte görülme sıklığı artar. 50-60 yaş arasında 100.000 kişi içinde 50 kişide aort anevrizması görülürken 70-80 yaş arası bu sayı 300’e çıkmaktadır. Altmış beş yaş üzeri nüfusun yaklaşık %1.5’i bu hastalıktan etkilenmektedir. Erkeklerde kadınlara göre dört kat daha fazla görülmektedir.
Belirtileri:
Aort anevrizmaları genellikle belirti vermezler ve ya rutin muayene sırasında ya da başka rahatsızlıklar için yapılan görüntüleme işlemleri (ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi, MR) sırasında tesadüfen fark edilirler. Çok az bir kısmı belirti verir. Karında nabız hissedilebilir ya da komşu organlara bası yapabilir.
Tedavi Edilmezse Ortaya Çıkabilecek Sorunlar:
Anevrizmalardan komplikasyonları nedeniyle korkulur ve belli bir çapı aşmış aort anevrizmaları bu komplikasyon riskleri nedeniyle tedavi edilmelidir. Anevrizmalar rupture olabilir (yırtılabilir), komşu organ duvarlarını hasara uğratıp bu organların içine kanayabilir, anevrizmanın içinden pıhtı kopup bacak damarlarını tıkayabilir. En çok korkulan komplikasyon anevrizmanın yırtılıp patlamasıdır. Anevrizmanın çapı büyüdükçe yırtılma ihtimali de doğru orantılı olarak artar. Yapılan çalışmalara göre 50 mm. den daha geniş bir anevrizmanın yıllık yırtılma riski %5-7 iken 75 mm. çapında bir anevrizmada yıllık yırtılma oranı %30’lara çıkmaktadır. Yırtılmaların çoğu hayatı tehlikeye sokan bir durum oluşturur (Yırtılma sonrasında ölüm riski %50-75). Bu nedenle günümüzde kabul edilen 50 milimetre çapın üzerindeki her aort anevrizması önemli tıbbi mahzurlar yoksa ameliyat edilmelidir.
Tedavi Yöntemleri:
Tedavide açık ameliyat ve endovasküler aort rekonstrüksüyonu (kapalı yöntem) seçenekleri vardır. Hangi yöntemin uygun olduğuna çekilen ayrıntılı bilgisayarlı tomografi üzerinden yapılan ayrıntılı ölçümlerle karar verilir.
Açık Ameliyat:
Açık ameliyatta karın açılarak anevrizma suni bir damar yerleştirilerek tamir edilir. Bu yöntem genel anestezi ile yapılır.
Endovasküler Aort Rekonstrüksüyonu (Kapalı Yöntem):
Kapalı (endovasküler) yöntemde hasta ya belden uyuşturulur (spinal anestezi) ya da sadece kasıklara lokal anestezi yapılır. Bu hasta grubu genellikle ileri yaşlı ve ek hastalıkları olduğu için bu sayede genel anestezi komplikasyonlarından kaçınılmış olunur. İşlem öncesi çekilmiş olan bilgisayarlı tomografi üzerinde özel ölçümler yapılarak hasta için en uygun olan suni damar ölçüleri hesaplanır. Hastanın sadece iki kasığında 5-8 santimetrelik kesi yapılarak buradaki kasık atardamarları hazırlanır. Stentlerle desteklenmiş suni damar buradan aortaya gönderilerek anevrizmanın içine yerleştirilir ve stentlerle tutturulur.
Tedavi Sonrası:
Hastanın ameliyat sonrası genellikle hastanede 2-3 gün yatması yeterlidir. Senelik bilgisayarlı tomografilerle kontroller yapılır.
Varis
Vücuttaki hücrelerin ihtiyacı olan enerji verici maddeler ve bunların kullanılabilmesi için gerekli olan oksijen kalpten atardamarlar vasıtası ile dokulara gönderilir. Gönderilen bu kanın içindeki enerji maddeleri ve oksijen dokular tarafından kullanılır ve atık maddeler de bu kana eklenerek toplar damarlar tarafından kalbe temizlenmek üzere geri döner. Bu toplar damarların genişlemesi ve büklümlü hale gelmesi sonucu varis adı verilen hastalık oluşur.
Vücuttaki toplar damarlar yüzeysel ve derin olarak iki ana grupta incelenebilir. Yüzeysel olanlar cilt altındadır ve gözle görülebilir. Derin toplar damarlar ise kaslar arasında ilgili atardamar ve sinirin yanında yer alır ve gözle görülmezler. Yer çekiminin etkisi ile bacak toplar damarlarındaki kan bacaklarda göllenmesin ve hep kalbe doğru gitsin diye bacak toplar damarları içinde 10-15 adet kapakçık vardır. Bu kapakçıkların tam kapanamayıp kanı aşağıya doğru kaçırması neticesinde bu damarlar ve bunların yan yollarında kan göllenir, damarlarda genişleme olur ve varis dediğimiz hastalık ortaya çıkar. Çoğu genetik geçişli olmakla beraber ayakta durarak çalışan insanlarda (öğretmen, hemşire, doktor, garson vs.) görülme sıklığı daha fazladır. Kadınlarda erkeklere göre daha sıkça görülür ve yaş ilerledikçe varis oluşma olasılığı artar.
Belirtileri:
Hastalığın milimetrik kılcal damarlar görülmesi ile bacakta yaralar açılması arası aşamaları vardır. Erken evre hastalarda daha çok görüntü ile ilgili sıkıntılar olurken hastalık ilerledikçe bacakta ağrı, şişlik, hassasiyet gibi yakınmalar oluşur. Daha ileri evrelerde ise bacak cilt renginde koyulaşma ve pullanmalar ve hatta bacakta iyileşmeyen yaraların açılması görülebilir.
Tanı:
Tanıda görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Gözle görülmeyen derindeki toplar damarlarda kapak yetmezliği olup olmadığını anlamak için venografi ya da renkli doppler ultrasonografi yapılabilir. Venografide ayak bileği seviyesinde toplar damarın içine özel bir boyar madde verilerek filmler çekilir. Günümüz modern ultrasonografi aletleri sayesinde venografinin kullanım alanı oldukça azalmıştır. Renkli doppler ultrasonografi ağrısız, iğne kullanılması gerekmeyen basit bir yöntemdir.
Tedavi Yöntemi:
Tedavi hastaya ve hastalığın evresine göre yapılmalıdır.
Erken Evre ve Ameliyat Riski Olan Hastalar:
Erken evre hastalıkta ve ameliyat riski olan yaşlı hastalarda sadece varis çorabı kullanılarak hastalığın ilerlemesi önlenebilir. Dizaltı varis çorabı genelde yeterlidir. 1-3 milimetre arası küçük varislerde ve kılcal damarlarda, eğer doppler ultrasonografide kapak yetmezliği yoksa çeşitli tedavi yöntemleri uygulanabilir. Özel ince iğnelerle damarın içine girilip özel maddeler verilerek damarın kapanması sağlanabilir (skleroterapi). Bu yöntem ayrıca elektrokoagülasyon, radyofrekans ve lazer gibi özel aletlerle de yapılabilir. Hastalığın yaygınlığına göre birkaç seans uygulanır. Hasta işlem sonrası yürüyerek evine gidebilir, yatak istirahati gerekmez. 1-3 gün boyunca elastik bandaj ya da varis çorabı giymesi yeterlidir.
İleri Evre Hastalarda:
İleri evre hastalıkta standart ameliyat, köpük skleroterapi, radyofrekans ve lazer ablasyon yöntemleri uygulanabilir. Uygulanacak yöntem hastaya ve hastalığın evresine göre seçilmelidir. Bu yöntemlerin hepsindeki ortak amaç kapak yetmezliği olan yüzeyel toplar damarın çıkarılması veya içinin kapatılması sağlanarak venöz yükün ve göllenmenin engellemesidir. Zaten kapakları çalışmayan bu damarların çıkarılması ya da kapatılmasının vücut için herhangi bir zararı yoktur. Derindeki damarlar aynı vazifeyi görecektir. Bu yöntemlerin hepsinde hastanın bir gece hastanede yatması yeterlidir. 7-10 gün içinde normal yaşama dönülebilir.
– Standart ameliyatta kasık çizgisinde 1-2 santimetrelik bir kesi yapılır. Yüzeyel damarın derin sisteme döküldüğü yerdeki dalları bağlanır. Özel bir tel yardımıyla yüzeyel toplar damar diz seviyesine kadar çıkarılır. Genişlemiş olan varisler üzerine de 5-7 milimetrelik küçük kesiler yapılarak bunlar çıkarılır.
Köpük skleroterapisi, radyofrekans ve lazer ablasyon yöntemlerinde diz ya da ayak bileği seviyesinde açık olarak ya da doppler ultrasonografi eşliğinde yüzeyel damarın içine girilir.
– Köpük skleroterapisinde hava ile karıştırılıp köpük haline getirilmiş ilaç damarın içine verilerek damarın kapanması sağlanır.
– Radyofrekans ve lazer ablason tekniklerinde ise özel kateterle yüksek ısı sayesinde damarın kapanması sağlanır.